Blogdayazar

24 Ocak 2018 Çarşamba

Ah be torpil! ne çektik senden

 Çocukluğumda torpil en büyük eğlencelerimden bir tanesiydi.  Fitilini kibrit ile yakmak, patlama sesi ve çığlıklar...  bazen de gaza gelirdim, öyle ya torpilin yanında durmak erkek işiydi. Birkaç kez ufak tefek yaralandığım oldu. O zamanlar torpilin basit bir oyuncak olduğunu düşünürdüm, ama ilerleyen dönemlerde bunun yanlış olduğunu anlayacaktım. İlkokul yıllarımdı sınıfta en öndeki sırada oturanların sınıfın en çalışkan öğrencileri olduğunu düşünürdük. Ancak bunlardan birisi derslerinin iyi olmamasına rağmen öndeki sıraya öğretmenin isteğiyle otururdu. Bir gün bunu sıra arkadaşımla paylaştığımda şöyle söyledi: " Ne olacak öğretmen o çocuğun annesini tanıyormuş, o yüzden torpil geçiyor"  şaşırmıştım, bu güne kadar beni eğlendiren torpil bu kez düşman olarak karşıma çıkmıştı. Artık torpili eskisi kadar sevmiyordum. Bir gün yine öğretmenimiz ödev olarak kartondan ev yapmamızı  istemişti. Bayağı uğraşmıştım, ama güzel olmuştu. Ödev teslim etme zamanı geldiğinde sınıftaki kızlardan birisi yaptığı kartondan evi kibrit çöpleriyle kaplayarak ahşaba benzetmişti. Belli ki birilerinden yardım almış. Öğretmen, kızın yaptığı ödevi çok beğenip sınıftaki vitrine koydu. Sıra bana gelince, " Bunu sen yapmamışsın biri sana yardım etmiş"  dediğinde bu kez torpil, onca uğraş verip yaptığım evin içinde patlamıştı. Acaba kız torpilli miydi? artık herşeyi sorgular olmuştum. Torpil insanlara olan güvenimi ciddi şekilde sarsmaya başlamıştı. Zaman ve kavramlar değişiyor, ben büyüyordum. Hemen her gün yeni şeylerle karşılaşıyordum. Tabiki torpilin "ben kimin yeğeniyim" "toprağım" "o da bizden" gibi değişik versiyonları da bunların arasındaydı. Torpil değil mayın tarlası mübarek! okulda, işte, hastanede... kısaca her yerde...  aslında eski dostum torpil ile barışmayı düşünmedim değil. Ne olurdu bir kez de ben "Harran'lı" olmaktan çıkıp "Sendikalı" olsam? veya birilerinin el ele tutuştuğu fotoğraflarda aradan kafayı uzatsam?  torpil patlasa, istediğim olsa. Cevaplar aşağıda, ben kaldığım yerden yürüyorum. Askerden geldikten sonra doğal olarak iş aramaya başlamıştım. Diploma, eğitim herşey tamam. Öyle mi? değil. Artık tecrübem vardı. Tek eksiğimin torpil olduğunun farkındaydım.  Bakkaldan almam mümkün değildi artık, daha derinlerde arayacaktım. Bu arada önemli bir işletme çok sayıda personel alımı yapacağını duyurdu. Kurum önemli, talep çok ve doğal olarak torpil bir o kadar büyük olacaktı.  Ben mi? torpilim yoktu, bir diplomam birazda umudum...  başvurdum ilana.  Mülakat günü gelip çatmıştı. Mülakatın yapılacağı salon ise ağzına kadar dolu. Acayip bir hava vardı salonda. Kısık sesler, oradan oraya koşuşturan insanlar, kendinden emin ifadeler... anlamıştım, torpilin fitili çoktan ateşlenmişti.  Bunları düşünürken odadan isminin okunduğunu işittim, bir solukta içeriye daldım. Mülakatı yapan kişi rutin soruları sorduktan sonra "Referansın kim?"  dedi.  Gülümsedim. Özgeçmişimde referanslarımın olduğunu söyledim.  " Yok" dedi badem bıyıklı mülakatçıbaşı " Seni buraya kim gönderdi... " kimsenin selamını getirmemiştim, mahçuptum; ilan üzerine geldiğimi söyledim. Meşhur " Biz seni arayacağız " cümlesiyle uğurladı beni.  Sonuç mu? o günden sonra arayan olmadı...




 Torpille imtihanım bu şekilde yıllarca sürüp gitti... şimdi çalışıyorum. Burada torpil yok mu? var. Meğer torpille yaşamayı öğrenmek gerekiyormuş bu hayatta. Referans, amca, dayı, yeğen... adı ne olursa olsun. Geçte olsa bunu anladım. Neyse, yukarıda yazmıştım soruları cevap anahtarını da vereyim. Yapı itibariyle kimseden yardım almadan birşeyler yapmaya çalışan bir insanım. Birisinden ricada bulunmak hep zor gelmiştir bana. Onun için hep yaya kaldım bu güne kadar. Ezildik ama eğilmedik tarzı bir şey bu. Torpil kişiliğime aykırı bir şeydi. Onun için böyle şeylere hiç tevessül etmedim. Yanlıştı yaptığım belki, aykırı davranıyordum. Ama bu bendim. Değişmeyecektim. Birde benim için kul hakkı vardı işin içinde. Olur da torpili bir gün ben patlatırsam hangi masumun canı yanacak, hak ettiği işe sahip olamayacak; bu garip öte tarafta nasıl hesap verecek? kafamda "Mantıklı" sorular...  son sözüm ise torpile.  Ah be torpil! ne çektik senden. Bu güne kadar yanımdan hiç ayrılmadın be torpil! canımızı yaktın, işimizden ettin, ona buna yüz sürmeye ittin. Artık düş yakamızdan, uzak dur akrabalarımızdan; eşimizden, dostumuzdan... ah be torpil! ne çektik senden. Ah be torpil...


Devamını Oku

17 Ocak 2018 Çarşamba

Profesyonel ne ola ki

 "Çalışana iş, yatana para" "Az para, çok iş" " Maaşa zam, işe son" bunun gibi bir sürü cümle iş hayatının jargonun da bulunur.  Çalışanlar her zaman maaş ve işlerin yürümeyişinden, patronlar ise çalışanlarından şikâyet eder.  Düzeltmek mi? işte ona kimse yanaşmaz.  Çünkü çalışma hayatındaki bütün aktörler değişimden kokar.  Değişim belirsizliği beraberinde getirir... bunun yazı başlığıyla ne ilgisi var diye düşünebilirsiniz.  Bana göre değişim, profesyonel bir bakış açısı gerektirir. Bütün işleri düzeltmek imkansız, fakat bireysel olarak profesyonelliğin uzun vadede belli getirilerinin olacağı bir gerçek.  Tanımlara göre profesyonel, bir işi ücret karşılığında yapan kişiye deniyor.  O zaman çalışan herkes profesyonel öyle mi?  bana göre cevap hayır. Çünkü profesyonellik sadece maddiyat ile ölçülebilen bir kavram değil.  Farklı boyutları var.  Onun için çalışan ile profesyonel ayrımını yapmak gerekir.  Çalışan profilinden fazla söz etmeye gerek yok, zaten iş yerinde her gün görüyoruz. Anlatmak istediğim şey iş yaşamında profesyonellik.  Bunu yapabilmek için olması gerektiğini düşündüğüm bazı kriterler mevcut...

 Profesyonellik için bir çok ölçüt olduğunu yazmıştım. Bunlardan en önemlisi belki de kişinin yaptığı işe saygı duymasıdır. Bu klişe gibi gözükebilir. Ancak olmazsa olmaz bir kuraldır bu. İşe zamanında gelmek, giyim-kuşam, izin ve rapor gibi küçük şeylerden bahsetmiyorum.  Herşeyden önce kişinin ekmeğini kazandığıdığı işi benimsemesi ve sahiplenmesi kısaca "kendi işi" olarak görmesi, işe saygı kavramını en iyi anlatan şey galiba.  Profesyonellik için değinmek istediğim başka bir konu da şu. Fazla sayıda departmanı bulunan iş yerlerinde rotasyona sıkça rastlanır.  Çalışanlar rotasyondan nefret eder, ama bir profesyonel için rotasyon iş zenginleştirme kabiliyeti bakımından büyük bir fırsattır.  Ayrıca farklı bölümlerde çalışmanın kariyer planları açısından önemi vardır. Özetle, profesyonel sahanın birçok noktasında görev alarak sorumluluk ve yetkinliklerini arttırma isteğinde olmalı.  Eğitimin işletmelerde önemi her geçen gün artıyor. Çalışan ise bunu eziyet olarak görür. Oysa profesyonel, işletme içi eğitimleri yaptığı işte kendini geliştirmek ve yeniliklere uyum sağlamak adına yapılan faaliyetler olarak algılamalıdır. Çalışanlar için vizyon sadece emeklilikten ibarettir. Profesyonel ise uzun vadeli planlar yapar. Hedeflere ulaşacak şekilde kendisini hazırlar. İş hayatında basamakları hızlıca çıkmak için vizyona her zaman ihtiyaç vardır.  İyi geçinmek yine bir profesyonel için vazgeçilmez bir kriter. Diğerleriyle uyum sağlamak zor bir sanat. Çünkü her insanın yapısı farklı, çalışanlar genelde biririleriyle geçinemez ve takım, aile gibi kavramlar onlara fazla birşey ifade etmez. Profesyonel ise işlerin birlikte yürütüleceğinin bilincindedir. İftira, yalan, çekememezlik ve kavga gibi basit olaylardan kendisini soyutlayarak herkese eşit mesafede durur.  Sorumluluk almak yine profesyonel bir davranış olarak karşımıza çıkar. Çalışanların çoğu "Bana ne" cidir. Verilen görevin dışına çıkmaz. Profesyonel sorumluluk almaktan çekinmez.  Bu tecrübe edinme bakımından oldukça kritik bir konu. İnsiyatif kullanmak, sonucu ne olursa olsun bir profesyonele iş deneyimini ilerletmesi için çeşitli fırsatlar sunar...



Profesyonellik çalışma hayatında yukarılara çıkmak adına gerekli bir adım olarak görülmeli. Profesyoneller kendine güvenen, işini sahiplenen ve başarısızlık karşısında pes etmeyenler daima zirveye oynayanlar olarak karşımıza çıkar.  Bunun içinde sıradan çalışanlardan bir adım öndedir.  Şunu da unutmamak gerekir ki farklı olanlar her zaman dikkat çeker, önemli olan şey ise o farkı yaratabilmektir...


Devamını Oku

10 Ocak 2018 Çarşamba

Herkes doktor olursa...

 İlkokul öğretmenim "Herkes doktor, mühendis olursa yerleri kim süpürecek?" derdi.  Diğer öğrencilerle ve ben yer süpürmeyi kabullenmezdik. Aslında öğretmenimizin anlatmak istediği şey farklıydı, ama o yaşta bunları kavramak mümkün değildi.  Belki de "Hayat herkese eşit davranmaz, bazı şeyler için mücadele etmek gerekir" diyerek ileride karşılaşacağımız zorluklardan bahsediyordu.  Zaman geçti ve mücadeleye başladık. Kimileri  hayallerinin birçoğunu gerçekleştirdi, kimileri bulduğuyla yetindi... Bunları yazmamın sebebine gelince, bir süredir kendi çapımda blog keşifleri yapıyorum. Gezdiğim blogların da "Hakkımda"  yazılarına uğramadan geçmem.  Okuduklarımın bir çoğunda istemediği okullarda okumak zorunda kalan kardeşlerimin hüzünlü cümlelerine rastladım. Bende istediğim okulu okuyamadım, dolayısıyla şu an sevmediğim bir işte çalışıyorum.  Ama ekmek kavgası zoraki aşkları beraberinde getiriyor.  Ne yapalım? hayata mı küselim?  yok maça devam. Önümüzde uzun yıllar var yolumuza taş koyan hayat elbet fırsatlarda sunacak.  Söylemek istediğim şu; okul ve diploma şu dönemde sadece teferruat. Önemli olan neyi ne kadar bildiğimiz. Laf kalabalığı değil bu hayatın gerçeği. Yüksek lisans mezunlarının bekçilik kadrolarına başvurduğu hakkındaki haberlere bir göz atarsanız bana hak verirsiniz.
İnsan gelişime açık bir varlık.  "Ağaç yaşken eğilir" sözünün tarihe karıştığı bir zamandayız, istediğimiz eğitimi alıp çalışmak istediğimiz yerlerde iş bulmak zor değil.  Yeterki isteyelim. Benim finans alanına lise döneminden beri ilgim mevcuttu. Fakat hiç alakası olmayan bir bölüm okumak zorunda kaldım.  Yakın zamanda finans eğitimi alabileceğim birçok kaynağa erişerek kendimi geliştirme fırsatı buldum.  İş mi?  bu eğitimleri alınca işler öyle bir değişti ki şu an kendi işini kurma planları yapıyorum.  Bunları yapmak için illa İktisat okumaya gerek yok. İş için tek kriter var: Sevmek.  Bunu ben yapabiliyorsam herkes yapabilir. Kimse aynı yemeği üç öğün yemez. Öylese sevmediğimiz bir işi yıllarca yapmanın ne anlamı var? yaşı, işi ve kışı bahane etmemek gerek. Ayıracak zaman mutlaka vardır. Tabi söylediklerim hayallerinin peşinden koşanlara.  Üzerine gidildiğinde yapılamayacak hiçbir şey yok. Ayrıca şunu da eklemek istiyorum. Önceki yazılarımda bazı meslek eğitimleri üzerine yazılarım olmuştu. Şimdilerde yine buna benzer yazılar hazırlamayı düşünüyorum.  Kim bilir belki birilerine faydası dokunur...


 Son olarak söylemek istediğim şu,  insanlar hayatını devam ettirmek için çalışmak zorunda.  Bunun için eğitim şart.  Ancak eğitimi okul duvarlarına sıkıştırmak doğru bir yaklaşım değil.  İlgi veya yeteneğimizin olduğunu düşündüğümüz bir alanda kendimizi geliştirmek,  hele ki içerisinde yaşadığımız bilgi çağında zor değil.  Bunlar sayesinde istenilen işe girmekte kolaylaşacaktır. Sevilen bir işte çalışmanında  başarı ve iyi bir kariyeri beraberinde getireceğinden şüpheniz olmasın. 



Devamını Oku

3 Ocak 2018 Çarşamba

Yalnızca

 Ağıdırdır yalnızlık. Taşıması zor ama tek kişiliktir. Sessizdir, cümleleri boğar acımasızca ve bir o kadar soğukkanlı.  Yargılar ve mahkum eder kendine. Müebbettir yalnızlık.  Üşütür bedenleri, ayazda kalır ruhlar; zemheridir yanlızlık.  Pişman eder, perişan eder marazdan daha beter... Düşmandır, kendi kendine kavga ettirir adamı. Eş,dostun hasmıdır iter, söver, döver... bıçak gibi keser bağları, kalp kıran sözler.  Zamanı yoktur, her an vardır. Cama tutkun, yola aşık ve kapının çalışına hasrettir. Nöbetçidir uykuya izin vermez, cimridir; yerdirip, içirtmez; aksidir, huysuzdur değişmez. Dost gibi görünür de satar yanındakini anılarla yüz yüze gelince; kaypaktır, dönektir yanlızlık. Canı çıkartmaz ama acıtır; yürekleri burkar, incitir yokluğun yalancı yaridir. Kederi kader diye yutturur, kendi kaderine ortak eder adamı. Üç kağıda yatar yanlızlık. Koyudur, içi bilinmez; dışarıda sahte, bilemez insan koynuna girmedikçe. Boşluktur, boşu boşunadır. Boşvermişcesine, serseri gibi... hayatı boşamaktır.  Uçurumdur; köprüleri atan, yolun sonuna iten dünyayı ulaşılmaz kılan.
Kaybolmaktır yanlızlık, herkesin içinde kaybolmak... kayıplara uğramak; görmemek, duymamak ve konuşmamak... ıssızdır, uğultularla başbabaşa... çöl, ada veya oda o hep bir başına. Yanlızlık. yalın yalnızlık. Yapa yanlızlık... Kıskançtır yalnızlık. Sevdiğini saklar hep yaklaştırmaz kimseyi. Göstermez yüzünü. Esirger sözünü. Kilitler sıkı sıkıya kapılarını. Karamsardır, umudu unutmak ve umduğunu bulamamaktır. Sevimsizdir, yüzü asık ve bakışları sert. Hiddetten değil korkudan. Olur da bir yerde celladı ile tanışmaktan.  Naz yapar çocukça. Çagırsalar gelmez, taviz vermez. Hayallerinde başrol onundur. Gerçekte figüran.  Sıkıcıdır yanlızlık. Canı da dişi de sıkar. dünya bile dar gelir. Mengenede sıkar, silah gibi sıkar... sıkıysa kurtul elinden. Cahildir, kafasına göre hareket eder. İşine gelmez dostluklar. Kafa dengi arar, bulur ve kafaya alır. Sürekli aynı kafadadır yalnızlık. Hastalıktır; bedendedir ağrılar, aslında hasta olan düşünceler. Yalnızlığın yaradana ait olduğunu idrak edemeyen ruhlar...


 Yalnızlık.. çok iken bir olmak, bardağın hep boş kısmında kalmaktır. İnsan neden yalnızlığı tercih eder bilinmez.  Sorunlardan veya çok sevdiğinden belki yalnız kalmak istediğinden.  Severiz insanları yardım etmek isteriz. Bazen de farkında olmadan en derin çukurlara iteriz. Nasıl müdahale etmeli? herşeyden önce hayatı sevdirmeli, şu uçsuz bucaksız kainattaki her varlığın en az çift olduğunu göstermeli. Er yada geç insan farkeder yalnızlığın sonunu lakin ömür kısa, vakit dar...

Devamını Oku

25 Aralık 2017 Pazartesi

Yaz kardeşim

 Yaz kardeşim! Şimdi kış. Sen yine yaz. Yaz içinden geçenleri, anlat düşüncelerini. Yaz kardeşim!  õylesine yaz. dök içini. Cümlelerin samimi anlatsın bize seni. Şiir yaz, makale yaz, günlük yaz ne istersen, yaz; karala işte birşeyler. Hırslarına boyun eğmeden, kaygılarının  etkilemesine müsade etmeden. Yaz kardeşim!  en iyi bildiğini. Aristo bile kıskansın seni. Olsun. Olmasın yorum beğeni. Yazmışsın ya, üretmek sana keyif vermeli. Yaz kardeşim! hayatı kaleminin izinden takip edelim. Hataları önerdiğin silgiyle silelim. Bununla da yetinmeyip farklı kalemlerle ortak bir yol çizelim. Ne dersin? yaz kardeşim! sevinçlerini paylaş. Hediye eder gibi yaz, sevgiliyle buluşmuşcasına... yaz ki Kelimeler sarılırsın birbirine. Durmadan, üşenmeden yaz. İşe nasıl gittiğini anlat, beraber çekelim yol çilesini, nasıl kazanıyorsun ekmeğini? haykır verdiğin emekleri. Tanıt oradaki riyakar ve ikiyüzlüleri. Yaz be kardeşim! okul yıllarından bahset. Ziller çallsın beynimizde, uyandırsın maziyi. Pekiyi olmuş diyelim, takdir edelim. Olmuyor deme, diren! vazgeçme. Devam et yarım kalmasın.  İki cümlede olsa yaz.  Yaz kardeşim! yine yaz, sofraya davet et herkesi. Göster hünerlerini. İçine bolca kat resimleri, tat versin yazdıkların.  Yaz kardeşim! gün tükenmiş ne çıkar? yalnız geceleri yaz, õyle yaz ki yalnızlık utansın yaptıklarından. Acılar kalmasın karanlıklarda. Aşktan haber ver bize. Seni yıkıp giden veya mutlu sonla biten. Söz, bizden sır çıkmaz. Hangi anı? hangi şarkı? yaz kardeşim! tarih seni yazmayacak belli, büyüklük sende kalsın tarihi sen yaz. Ya da güne nasıl başladığından söz et. Hayata koşalım beraber. Çarşı, pazar dolaşalım. Vakit kalırsa yan komşuya uğrarız.  Okuduğun kitapları da unutma.  Yaz payına düşenleri, paylaşmak güzeldir. Yaz kardeşim! İnandığını yaz inatla. Duayla, niyazla vur şamarını yalan dünyaya. Çağır herkesi sonsuz hayata.  Daha çok şey var yazacak. Ne duruyorsun? yaz kardeşim!  gezip gördüğün yerleri. Gizli cennetleri, eğlenceli yerleri... çok gezenin çok bildiğini ispatlar gibi. Bilirim giyim, kuşamdan anlarsın. Onuda yaz kalmasın. Hiç şüphem yok şık bir yazıya imza atacaksın. Hikayelerini de eklemeyi unutma! düşler, sevimli karakterler... sende biliyorsun kafa yorduğun herşey övgüye değer.  Yaz kardeşim!  yaşadığın yerleri. Toprağını yaz.  Tanıyalım, tanışalım toprağın olalım. Memleket bizim memleket nasıl olsa.  Film, dizi farketmez gözünden izleyelim hepsini.  İster öv ister yer paylaş fikirlerini...  yaz kardeşim....  bugün bunları yazmak istedim. Düşündüklerini yazıya dökmek isteyen herkesi düşünerek yazdım. Evet yazmak güzel. İnsanlarla iletişim kurmanın belki en etkili yollarından bir tanesi yazmak.  Ama bir gerçeğide unutmamak lazım. Güzel yazıları olupta ilgisizlikten, konu veya vakit bulamamaktan dolayı yazmayı bırakan birçok kardeşim var. Geri dönen olur mu bilmiyorum, bir kez de ben seslenmek istedim. Onun için yaz kardeşim! diyerek başladım.  Ayrıca her zorluğa karşı yazmaya devam edenler var. Yeni, eski farketmez güzel işler yapan kardeşlerimin hak ettiği karşılığı bulacağına inanıyorum. Onun için sizlerde yazmaktan vazgeçmeyin. Gerçek şu ki hayat devam ettikçe yazılacak birşeyler mutlak var olacaktır...
Devamını Oku

18 Aralık 2017 Pazartesi

Boşanıyoruz

 "Yirmi bir ilde yaşanan boşanma patlaması sonucunda harekete geçen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı beş pilot ilde evlilik öncesi eğitim uygulaması başlattı..."  iki,üç gün önce gördüm bu haberin bir bölümünü yazmak istedim.  Evet boşanıyoruz. Hemde hiç düşünmeden bir çırpıda.  Bunca maddi ve manevi zorluklar karşısında kurulan yuvalar gelmek bilmeyen ay sonlarından, şiddetten veya aldatma sonucunda dağılıp gitmekte. Birde çocuk varsa durum daha da vahim hale geliyor. Boşandıktan sonra çocuğunu icra yoluyla görenler bile var. Durum böyle olunca birtakım müdahalelerde zorunlu hale geliyor. Bakanlığın konuyla ilgili yaptığı çalışmayı yerinde bir adım olarak görüyorum ve şunu eklemek istiyorum. Yaşanan boşanmaların nedenleri araştırılarak evlilik öncesi eğitim kapsamına dahil edilmesi ve bu eğitimin neden-sonuç çerçevesinde uygulanmasının daha mantıklı olacağını düşünüyorum. Boşanmakta evlilik kadar doğal, fakat ilk darbede havlu atmak doğru değil. Evlilikte yaşayan bir kurum sonuçta, sorunları çözüp ona hayat vermek yerine mahkemede idam etmek iki taraf içinde bir yıkım oluyor. Evli olmama rağmen birçok boşanma hikayesine tanık oldum. Kategorilere ayırmak ne derece doğru bilmiyorum ama  sorunlar belli konularda ortaya çıkmakta. 


 Yukarıda nedenlere kısaca değinmiştim. Biraz derine inelim şimdi. Kira, çocukların masrafı, faturalar, alışveriş derken hayat maddi anlamda ailelerin yükünü arttırmakta. buna paralel gelirlerin aynı oranda artmayışı doğal olarak evde huzursuzluk meydana getiriyor. Dengeyi sağlamak adına çalışmak düşünen bayanların bu isteği muhafazakar erkekler tarafından kabul görmeyince tartışmalar daha da alevleniyor. Son bir hamle olarak eş,dosttan alınan borçlar, banka kredileri ve kredi kartları eve icra, haciz ve en sonunda hapis olarak geri dönünce boşanmak tek seçenek olarak kalıyor. Bu gibi durumlarla sıkça karşılaştım.  Büyüklerin desteğiyle evliliğini kurtaran da oldu soluğu mahkemede alanda...  şüphesiz evlilik maddi anlamda büyük sorumlulukları beraberinde getirir. Eşler bu kararı almanın verdiği heyecanla rasyonel davranmaktan uzaklaşıyor.  Oysa evliliğe maddi olarak hazır olmak temelleri sağlam atmanın yegane koşuludur. Eskiler boşuna "İş, aş, eş" sıralaması yapmamış öyle değil mi?


  Şiddet evlilikleri bitiren en hazin nedenlerin başında geliyor bence.  Gözyaşlarından hastaneye kadar uzanan bir süreçten söz ediyorum.  Evlilikte şiddet sadece fiziksel anlamda düşünülsede aşağılama, hakaret gibi faktörlerde şiddeti içerisinde barındırmaktadır. Hele ki insan hayatını birleştirdiği kişiden bunu görüyorsa asıl darbeyi kalp alıyor. Yıllarca şiddetin muhatabı olup evliliği, çocukları; hatta şiddet gördüğü eşini düşünerek evliliğini sonlandırmayan kadınlar da mevcut. Tabi bu bir irade meselesi. Bu bakımdan kadın erkekten güçlüdür desek yanılmış olmayız. Bununla ilgili yaşanmış bir olayı yazmak istiyorum. Okuduğunuzda "Bunu ancak kadın yapar" diyeceğinizden eminim. Olay Antalya'da meydana gelmekte. Eşinden şiddet gören bir kadın uzun uğraşlar sonucunda boşanıyor. Adalet bu ya boşandığı eşi bir süre sonra felç geçirerek yatağa bağımlı hale geliyor. Bu haber eşine ulaşınca kadın eşi aleyhine konuşmak yerine hiç tereddüt etmeden eşiyle tekrar evlenip bakımını üstleniyor. İşin özetişu. Kişi yüreği kadar güçlüdür, zayıfa el uzatana da "Adam" derler buralarda. Cinsiyet kimlikte kalır böyle durumlarda... tekrar konuya dönecek olursak, evlilikte şiddetin önüne geçmek gerçekten zor.  Çünkü bu tür olayların çoğu evde yaşanıyor ve bayanlar yaşadıklarını paylaşmıyor. Bu konuda gerek kitle iletişim araçları gerek sosyal medya üzerinden olumlu anlamda bir algı operasyonu şiddetin azaltılmasında katkı sağlayabilir. Bir mesajı insanlara ne kadar çok tekrarlarsanız kabul görmesi o kadar kolay olur.

 Aldatma çok karmaşık ve bir o kadar da gizemli bir boşanma nedeni. Aldatmada tek tarafı suçlamak doğru olmaz. Kadın, erkek herkesin nefsi vardır. İster istemez insan onun isteklerine boyun eğebiliyor. Aldatmanın temelinde ilgisizlik yatıyor bana göre. İnsanlar kendisi hakkında hep güzel şeyler duymak ister. Hatta aşırı ilgiye muhtaç olanlar farklı elbiseler, saç şekilleri veya değişik yollarla dikkat çekmeye çalışır. Bunun için eşlerin birbirine ilgi göstermesi önemli. Çünkü ilginin bitti yer ihanetin başlangıcıdır. Kişi ilgisizlik karşısında farklı arayışlara girer ve sığınacak bir liman bulunca ipler yavaş yavaş kopmaya başlar. Her ne kadar eşe Sadık kalınmaya çalışılsa da "yasak elma" yenmiştir bir kere. Sonuç malum. Aldatma konusuda önemli boşanma nedenlerinden birisi olarak karşımıza çıkar. Başlarken yazmıştım gizemli ve karışık olduğunu O yüzden kolay kolay gün yüzüne çıkmaz, çok fazla konuşulmaz. Bu sorunun çaresi eğitimden ziyade Sadakat ve ilgidir.

  Özetle şunu söyleyecek olursak, aile toplumun temelidir. Aile yapısının bozulması bu temeli sarsacağı gibi toplumsal bir takım sıkıntılara da neden olacağı aşikar. Bu yapının korunması ve yaşatılması başta devlet olmak üzere toplumun her kesimi için zorunlu bir görev.  Bireylere düşen ise evlilikte sorun yaşayanlar için yapıcı yaklaşımlar sergilemeleridir. Şu bir gerçektir ki aileler ne kadar sağlamsa devlet ve toplum o kadar güçlüdür.





Devamını Oku

12 Aralık 2017 Salı

Yapay zeka

Teknoloji hemen hemen her gün yeni bir nimeti insanlığın hizmetine sunuyor. Yapay zeka da bunlardan birtanesi. Hatta yakın zaman önce yapay zeka ile üretilen Sophia isimli robot Suudi Arabistan vatandaşı oldu.  Aynı dönemde ülkemize gelen Elon MUSK yapay zekanın bir süre sonra insanlığı yok edebilecek güce erişeceğini ve bunun önüne geçmek için bazı projeler üzerinde çalıştığını paylaştı. Bazıları bunlara gülüp geçerken bir kısım yüzyılın girişimcilik hareketi olarak nitelendirdi...  Neden bunları yazıyorum? eloğlu bu tür fantastik şeylerle meşgul olurken biz Sophia nın kiminle evleneceğini, Elon MUSK un servetini konuştuk. Anlayacağınız  eller çıktı aya biz yine yaya. Neyse konuya dönelim. Yapay zekaya sahip robotlar yaygınlaşmaya başlayınca hayatımızda ne gibi değişiklikler olacak? işsiz mi kalacağız veya onlar mı bizi yönetecek? gerçekten insanlığın sonunu mu getirecek?  çok şey yazılıp, konuşuldu. İnsanın sahip olduğu duygulardan tamamen bağımsız bir yapıya sahip olan yapay zekanın kimseye zarar vereceğini düşünmüyorum. Fakat yapay zekaya insanlık virüsü bulaşırsa olacakları tahmin etmek çok zor.  İşsizlik konusu bana tuhaf geliyor. Herşeyi robotlar yapacaksa  finansal sistem nasıl işleyecek? yapay zekayı geliştirenler bunu da düşünecek kadar zekaya sahiptir herhalde. Birde yönetim meselesi var. Eğer yapay zeka dünyada  adaleti ve barışı sağlayabilecekse varsın insanlığı yönetsin. Binlerce yıldır dünyayı yöneten insanların neler yaptığını gördük ve hala görmeye devam ediyoruz. Farz edelim yapay zeka dünyayı yönetmeye başladı.  Bir süre sonra insanın bağımsız olma dürtüsünün yapay zeka ile çatışabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Hep kötü şeylerden bahsettim. Ne de olsa Terminatör serisini izleyerek büyümüş bir neslin ferdiyim Olsun o kadar.  Yapay zeka veya bununla üretilen robotlar doğal olarak bazı riskleri beraberinde getiriyor, fakat bizler için  hayatı kolaylaştıracak gelişmelerinde olacağını düşünüyorum.  Mesela sağlık alanında insanın yıllardır çare bulamadığı hastalıkların tedavisi yapay zekayla mümkün olabilir. Sonuçta insandan daha zeki bir varlıktan söz ediyoruz.  Ayrıca yaşlı ve çocuk bakımında yapay zeka önemli rol oynayacaktır. Yeni bir sektör ortaya çıkabilir.  Robot bakıcılar. Tamamen anne ve babanın istekleri üzerine programlanmış, çocuk ve yaşlıları gönül rahatlığıyla emanet edeceğimiz robotlar fena olmaz herhalde. Bir Elon MUSK değilim ama kafam çalışır böyle şeylere. Araçlarda da yapay zeka kullanılabilir. Kurallara harfiyen uyan robot şoförlerin trafik kazalarının azalmasında katkısı olur. Trafikte bazı şeyleri görünce bunun yasal zorunluluk olmasını bile isterim. Eğitim konusunda yapay zekanın kullanılması birçok insanın hayatını değiştirebilir. Nasıl mı? karakter ve yetenek analizleriyle öğrencilerin doğru mesleği seçmeleri ve istemedikleri işlerde çalışmalarının önüne geçilecektir.  Bu da eğitim ve iş hayatında verimi arttırır. Daha bir çok alanda olumlu gelişmeler olacaktır elbette. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hep genelden söz ettik. Yapay zeka bizim eve de girsin artık.  Günlük işleri yapacak bir robota kimse hayır demez galiba. Düşünün bir kere. İşten yorgun argın geldiniz. Sofra hazır; karşınızda sarışın, mavi gözlü, güler yüzlü bir robot... "hoşgeldiniz" diyerek karşılıyor. Yemeği yiyorsunuz çay, muhabbet derken bir baktınız bulaşıklar yıkanmış, çamaşırlar ütülenmiş ev pırıl pırıl parlıyor... yazarken bile içim gitti. Parası neyse veririm hemen getirin kardeşim.  Şaka bir yana evde maliyeti sadece elektrik faturasına yansıyacak yardımcıların bulunması çalışan ve benim gibi bekarların oldukça işine yarar...
    Son olarak yazmak istediğim şu. Şüphesiz her yeni buluş iyi veya kötü insan hayatını bir şekilde etkiliyor.  Yapay zekanın da bize neler katacağını ileride göreceğiz.  Teknoloji her ne kadar hayatı kolaylaştırsa da bağımlılık hoş bir durum değil. Çünkü insan güçlükleri aştığı sürece özgürdür. Bunun için bazı şeyler doğal kalmalı, Kablo değmemeli... Yoksa robotlardan ne farkımız kalır ki...
Devamını Oku

9 Aralık 2017 Cumartesi

Yılbaşı geyikleri

 Yılbaşı geliyor. Süslenmiş çamlar, ışıl ışıl panolar, vitrinde kardan adamlar... Kimine göre israf, kimine göre eğlence.  Her görüşe saygım var. Tabi yeni yıl çoğunluk tarafından heyecanla beklenir. Yeni bir hayatın başlangıcı algısının insanların yılbaşına bu derecede önemsemesine neden olduğunu düşünüyorum. Uzatmadan konuya gireyim. Bir soruyla başlayalım. Yılbaşı gecesinin değişmez fenomeni kimdir? Noel Baba. Başka kim olabilir. Noel Baba ve geyikleri yılbaşı gecesi evin bacasından uslu çocuklara hediyelerini verir, herkes mutlu olur ve misyonunu tamamlayan Noel Baba asgari ücrete çalıştığı işine geri döner. Sonuçta Noel de olsa o bir baba. Geçindirmesi gereken bir ailesi vardır muhakkak. Noel Babanın yılbaşı gecesinden sonra ne yaptığına dair hiçbir fikrim yok. Ne yapalım kardeşim! cümleyi yarım mı bırakalım? siz bana bakmayın. Geyik yapıyorum Noel Babaya nispet. Sahi Noel Baba'nın geyikleri var da bizim yılbaşı geyiklerimiz yok mu? Olmaz olur mu hiç. Şimdiden başladı bile.


 "Yılbaşında Piyango size çıksa ne yaparsınız" sorusuna "Fakirlere yardım ederim"  cevabı ve bizim de "Babanı bile tanımazsın" diyerek iç geçirdiğimiz geyik türü haberlere konu olur ve Piyango çekilişine kadar sürer. Sıklıkla görülmekle birlikte yılbaşını evde geçirecekler için PTT (Pijama, Terlik, Televizyon) yine yılbaşı geyikleri listesinde yer alır. Lezzetli gibi duran "Hindi" yılbaşına kadar en ateşli tartışmalara sahne olan bir geyik türü olarak karşımıza çıkmakta. Türü azalmakla beraber "Tombala" da hepimizin sevdiği bir yılbaşı geyiği olarak listemizde yerini alır. Kimin kazandığı önemli değil. Eğlenen herkes kazanmıştır o gece. Bitti mi? biter mi hiç. Mesela "Kırmızı don" geyiği var bir de. Hassas bir konu. Milletin donuna karışılmaz. Nede olsa yılbaşı geyiğidir listede bulunsun istedim. Bir de karamsar geyikler var tabi. " Ömrümüzden bir sene daha geçiyor bizde seviniyoruz" şeklinde sitem edenler gecenin huzur bozucuları olarak yerini alır... Hadi yeni yıla girelim artık. Popülerliğini hiç yitirmeyen,  yılbaşı gecelerinin değişmezi "Ondan geriye saymak" yılbaşı geyikleri listesinin her zaman zirvesindedir...
  Ve geldik temennilere. Son zamanlarda iyi şeyler görmüyoruz. Umarım bu kaos ortamını meydana getirenler de yeni yılda karışıklığın kendileri dahil herkese zarar verdiğinin farkına varıp bundan vazgeçerler ve dünya daha iyi bir yer olur. Ülkem için her alanda başarılı bir yıl olmasını, tuttuğum takımın şampiyonluk elde etmesini, yazılarımın daha fazla okunmasını ve bunun için faydalı içerikler üretebileceğim bir yıl olmasını temenni ediyorum... Hoşçakalın.

Devamını Oku