Blogdayazar

12 Aralık 2017 Salı

Yapay zeka

Teknoloji hemen hemen her gün yeni bir nimeti insanlığın hizmetine sunuyor. Yapay zeka da bunlardan birtanesi. Hatta yakın zaman önce yapay zeka ile üretilen Sophia isimli robot Suudi Arabistan vatandaşı oldu.  Aynı dönemde ülkemize gelen Elon MUSK yapay zekanın bir süre sonra insanlığı yok edebilecek güce erişeceğini ve bunun önüne geçmek için bazı projeler üzerinde çalıştığını paylaştı. Bazıları bunlara gülüp geçerken bir kısım yüzyılın girişimcilik hareketi olarak nitelendirdi...  Neden bunları yazıyorum? eloğlu bu tür fantastik şeylerle meşgul olurken biz Sophia nın kiminle evleneceğini, Elon MUSK un servetini konuştuk. Anlayacağınız  eller çıktı aya biz yine yaya. Neyse konuya dönelim. Yapay zekaya sahip robotlar yaygınlaşmaya başlayınca hayatımızda ne gibi değişiklikler olacak? işsiz mi kalacağız veya onlar mı bizi yönetecek? gerçekten insanlığın sonunu mu getirecek?  çok şey yazılıp, konuşuldu. İnsanın sahip olduğu duygulardan tamamen bağımsız bir yapıya sahip olan yapay zekanın kimseye zarar vereceğini düşünmüyorum. Fakat yapay zekaya insanlık virüsü bulaşırsa olacakları tahmin etmek çok zor.  İşsizlik konusu bana tuhaf geliyor. Herşeyi robotlar yapacaksa  finansal sistem nasıl işleyecek? yapay zekayı geliştirenler bunu da düşünecek kadar zekaya sahiptir herhalde. Birde yönetim meselesi var. Eğer yapay zeka dünyada  adaleti ve barışı sağlayabilecekse varsın insanlığı yönetsin. Binlerce yıldır dünyayı yöneten insanların neler yaptığını gördük ve hala görmeye devam ediyoruz. Farz edelim yapay zeka dünyayı yönetmeye başladı.  Bir süre sonra insanın bağımsız olma dürtüsünün yapay zeka ile çatışabileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Hep kötü şeylerden bahsettim. Ne de olsa Terminatör serisini izleyerek büyümüş bir neslin ferdiyim Olsun o kadar.  Yapay zeka veya bununla üretilen robotlar doğal olarak bazı riskleri beraberinde getiriyor, fakat bizler için  hayatı kolaylaştıracak gelişmelerinde olacağını düşünüyorum.  Mesela sağlık alanında insanın yıllardır çare bulamadığı hastalıkların tedavisi yapay zekayla mümkün olabilir. Sonuçta insandan daha zeki bir varlıktan söz ediyoruz.  Ayrıca yaşlı ve çocuk bakımında yapay zeka önemli rol oynayacaktır. Yeni bir sektör ortaya çıkabilir.  Robot bakıcılar. Tamamen anne ve babanın istekleri üzerine programlanmış, çocuk ve yaşlıları gönül rahatlığıyla emanet edeceğimiz robotlar fena olmaz herhalde. Bir Elon MUSK değilim ama kafam çalışır böyle şeylere. Araçlarda da yapay zeka kullanılabilir. Kurallara harfiyen uyan robot şoförlerin trafik kazalarının azalmasında katkısı olur. Trafikte bazı şeyleri görünce bunun yasal zorunluluk olmasını bile isterim. Eğitim konusunda yapay zekanın kullanılması birçok insanın hayatını değiştirebilir. Nasıl mı? karakter ve yetenek analizleriyle öğrencilerin doğru mesleği seçmeleri ve istemedikleri işlerde çalışmalarının önüne geçilecektir.  Bu da eğitim ve iş hayatında verimi arttırır. Daha bir çok alanda olumlu gelişmeler olacaktır elbette. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hep genelden söz ettik. Yapay zeka bizim eve de girsin artık.  Günlük işleri yapacak bir robota kimse hayır demez galiba. Düşünün bir kere. İşten yorgun argın geldiniz. Sofra hazır; karşınızda sarışın, mavi gözlü, güler yüzlü bir robot... "hoşgeldiniz" diyerek karşılıyor. Yemeği yiyorsunuz çay, muhabbet derken bir baktınız bulaşıklar yıkanmış, çamaşırlar ütülenmiş ev pırıl pırıl parlıyor... yazarken bile içim gitti. Parası neyse veririm hemen getirin kardeşim.  Şaka bir yana evde maliyeti sadece elektrik faturasına yansıyacak yardımcıların bulunması çalışan ve benim gibi bekarların oldukça işine yarar...
    Son olarak yazmak istediğim şu. Şüphesiz her yeni buluş iyi veya kötü insan hayatını bir şekilde etkiliyor.  Yapay zekanın da bize neler katacağını ileride göreceğiz.  Teknoloji her ne kadar hayatı kolaylaştırsa da bağımlılık hoş bir durum değil. Çünkü insan güçlükleri aştığı sürece özgürdür. Bunun için bazı şeyler doğal kalmalı, Kablo değmemeli... Yoksa robotlardan ne farkımız kalır ki...
Devamını Oku

9 Aralık 2017 Cumartesi

Yılbaşı geyikleri

 Yılbaşı geliyor. Süslenmiş çamlar, ışıl ışıl panolar, vitrinde kardan adamlar... Kimine göre israf, kimine göre eğlence.  Her görüşe saygım var. Tabi yeni yıl çoğunluk tarafından heyecanla beklenir. Yeni bir hayatın başlangıcı algısının insanların yılbaşına bu derecede önemsemesine neden olduğunu düşünüyorum. Uzatmadan konuya gireyim. Bir soruyla başlayalım. Yılbaşı gecesinin değişmez fenomeni kimdir? Noel Baba. Başka kim olabilir. Noel Baba ve geyikleri yılbaşı gecesi evin bacasından uslu çocuklara hediyelerini verir, herkes mutlu olur ve misyonunu tamamlayan Noel Baba asgari ücrete çalıştığı işine geri döner. Sonuçta Noel de olsa o bir baba. Geçindirmesi gereken bir ailesi vardır muhakkak. Noel Babanın yılbaşı gecesinden sonra ne yaptığına dair hiçbir fikrim yok. Ne yapalım kardeşim! cümleyi yarım mı bırakalım? siz bana bakmayın. Geyik yapıyorum Noel Babaya nispet. Sahi Noel Baba'nın geyikleri var da bizim yılbaşı geyiklerimiz yok mu? Olmaz olur mu hiç. Şimdiden başladı bile.


 "Yılbaşında Piyango size çıksa ne yaparsınız" sorusuna "Fakirlere yardım ederim"  cevabı ve bizim de "Babanı bile tanımazsın" diyerek iç geçirdiğimiz geyik türü haberlere konu olur ve Piyango çekilişine kadar sürer. Sıklıkla görülmekle birlikte yılbaşını evde geçirecekler için PTT (Pijama, Terlik, Televizyon) yine yılbaşı geyikleri listesinde yer alır. Lezzetli gibi duran "Hindi" yılbaşına kadar en ateşli tartışmalara sahne olan bir geyik türü olarak karşımıza çıkmakta. Türü azalmakla beraber "Tombala" da hepimizin sevdiği bir yılbaşı geyiği olarak listemizde yerini alır. Kimin kazandığı önemli değil. Eğlenen herkes kazanmıştır o gece. Bitti mi? biter mi hiç. Mesela "Kırmızı don" geyiği var bir de. Hassas bir konu. Milletin donuna karışılmaz. Nede olsa yılbaşı geyiğidir listede bulunsun istedim. Bir de karamsar geyikler var tabi. " Ömrümüzden bir sene daha geçiyor bizde seviniyoruz" şeklinde sitem edenler gecenin huzur bozucuları olarak yerini alır... Hadi yeni yıla girelim artık. Popülerliğini hiç yitirmeyen,  yılbaşı gecelerinin değişmezi "Ondan geriye saymak" yılbaşı geyikleri listesinin her zaman zirvesindedir...
  Ve geldik temennilere. Son zamanlarda iyi şeyler görmüyoruz. Umarım bu kaos ortamını meydana getirenler de yeni yılda karışıklığın kendileri dahil herkese zarar verdiğinin farkına varıp bundan vazgeçerler ve dünya daha iyi bir yer olur. Ülkem için her alanda başarılı bir yıl olmasını, tuttuğum takımın şampiyonluk elde etmesini, yazılarımın daha fazla okunmasını ve bunun için faydalı içerikler üretebileceğim bir yıl olmasını temenni ediyorum... Hoşçakalın.

Devamını Oku

5 Aralık 2017 Salı

Erkekler neden futbolu sever?

 Bayanların hoşlandığı bir konu değil biliyorum. Ancak yazının devamında fikirler değişebilir. Futbol neden bu kadar seviliyor? eşler, sevgililer ve arkadaşlar neden top sevdalısı? konuşalım biraz. Genele uymak veya erkek rutini olarak görmeyin bunu. Her erkek için futbolun derin anlamları var. Ta küçüklükten zihinlere kazınmış hatıralar. Mesela araba, tabanca ve futbol topu erkek çocukların vazgeçilmez üçlüsüdür. Yürümeye öğrendikten sonra topa vurmaya başlar çocuk.  Ünlü bir futbolcunun adını sayıklayarak. Tam da burada başlar futbol aşkı. Takım tutmaya bu yaşlarda başlanır. Yaş ilerledikçe okul, mahalle maçları diğerlerine meydan okuma ve kendini tatmin etme aracı olur. Lise yıllarında ihtiyaçların artmasına paralel işi paraya dökme çabaları yoğunlaşır. Kulüplere gitme, profesyonelleşme gibi girişimcilik örneklerine rastlanır. Üniversite, askerlik derken erkek olgunlaşır. Onun için birçok şey değişmiştir, ama futbol hala en büyük eğlencedir. Kolay değil yirmi beş yaşına kadar topa adanmış bir hayattan söz ediyorum. Gelelim günümüze.  Artık saçlarına yavaş yavaş kar yağmaya başlamış, göbeği hızla aşağı sarkan ve aktif spor hayatına çoktan veda etmiş erkeklerin halen futboldan kopamamalarının makul nedenleri var.


 İlk göz ağrısı  hiçbir zaman unutulmaz çünkü.  Olgun erkek için futbol aşkı yerini sevgiye bırakır.  Jübile yapıldı ya, artık futbolla ilgili yapılabilecek ilk şey yorumculuktur. Bir erkek Pazartesi günü iş başı yaptığında arkadaşlarıyla başka ne konuşabilir ki? taraftarı olduğu takım galip gelmişse en çok onun sesi gür çıkar. Makul neden iki. Para kazanmak. Çeşitli oyunlar var malum. Futbolsever erkekte de birikim oldukça fazla. Şansını deneyip, bilgisini konuşturmak isteyecektir.  Kimi erkekler içinde gruba dahil olma kaygısı futbolla ilişkisini bitirmemesine sebep olur. Zoraki aşk dediğimiz şey bu olsa gerek. Fanatiklere her sebep makuldür. Arma Fanatik erkek için her şeyden önce gelir. Evde, işte ve sokakta renklerini belli etmekten hoşlanır. Fanatikler asla değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Futbolu sevmenin başka sebepleri de vardır muhakkak. Belki sebepsiz yere sevenler de olabilir. Malum onun adı aşk. Makul yada değil aşk sebep aramaz. Ne olursa olsun futbol Seven bir erkek için bu oyun bir yaşam tarzıdır ve pazardan mezara kadar bir şekilde futbolla olan ilişkisi sürer. Bazen gazetenin spor sayfasında bazen boynuna doladığı atkıda bu ilişkinin izlerini fark edersiniz. Genele baktığımızda ufacık bir topun etrafında dünyaların döndüğünü görmek zor değil. Çünkü her şeyi farklı olsa da ilgi duyan her erkek için futbolun anlamı aynıdır...
Devamını Oku

4 Aralık 2017 Pazartesi

Güvenilir Marka Uğur Soğutma


Bir markanın güvenilir olduğunu nasıl anlarsınız? Elbette bağımsız ve saygın test kuruluşlarının raporlarını takip ederek. Reklamlar ve promosyonlara aldanmayın, bir markanın ne kadar güvenilir olduğu ve müşteri memnuniyetini ne denli önemsediği, ancak sahip olduğu sertifikalar sayesinde anlaşılabiliyor. Bu bakımdan, Almanya merkezli GC Mark, Avrupa’nın en saygın denetleme ve sertifikalandırma firmalarından biri sayılıyor. Firmaların hammadde işlemesinden üretimine, paketlemesinden satışa sunulmasına dek pek çok farklı unsurunu uluslararası standartlara göre denetleyip değerlendiren bağımsız bir kuruluş olan GC Mark, dünyanın en saygın ve prestijli sertifikalarını veriyor. GC Mark sertifikasına sahip olan bir şirketin ISO 9001, IS0 10001, 2, 3, 4 standartlarına uygun üretim ve kalite kontrolü yaptığına, sürekli olarak gelişime açık bir üretim ve yönetim yapısına sahip olduğuna emin olabilirsiniz.

Dünyada sayılı şirketin sahip olduğu GC Mark Verified Customer Satisfaction (Kanıtlanmış Müşteri Memnuniyeti) sertifikasına sahip olan tek Türk şirketi, hâlihazırda sektörde 60 yılı aşkın bir deneyime sahip olan Uğur Soğutma. Müşteri memnuniyetine verdiği önemi Avrupa’nın en büyük bağımsız denetim kuruluşlarından biri olan GC Mark Verified Curstomer Satisfaction denetimini başarıyla tamamlayarak elde ettiği sertifikayla global düzeyde ispat eden Uğur Soğutma, böylelikle ürünlerinin kalitesi kadar tüketici deneyimine verdiği önemi de bir kez daha göstermiş oluyor. İki yıl boyunca Türkiye’de aynı sektördeki başka hiçbir markanın alamayacağı bu sertifika, Uğur Soğutma’nın müşterilerine vermiş olduğu değer ve önemi mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Uğur Soğutma, ürünlerinde GC Mark sertifikası amblemini kullanma hakkını da elde etmiş oluyor.

Diğer bir deyişle, Uğur Soğutma ürünlerinin kalitesi, global düzeyde bir kez daha tasdik edilmiş oluyor. Uğur Soğutma’nın çevrimiçi mağazasından ve bayilerinden satın aldığınız ürünlerden memnun kalacağınıza emin olabilirsiniz: Hem Uğur Soğutma, hem de GC Mark bunu garanti ediyor!
Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını Oku

2 Aralık 2017 Cumartesi

İşyeri halleri



 Çoğumuz çalışıyor. İş yerinde emek veriyor, fazla mesai yapıyor, kendinden fedakarlık yapıp iş yetiştiriyor... Kısaca alın teri döküp rızkını çıkarıyor. Acaba her şey iş hayatındaki ay sonu ve ay başı döngüsünden mi ibaret? ya diğerleri? onlarla bir arada olmak, geçinmek? bu en az maaş, sigorta ve kariyer kadar önemli. Önemli fakat o kadar da zor bir sanat. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'unda bir toplantıya katıldığınızı düşünün. Ayrı renkler, diller ve kültürler... uyum sağlamak ne kadar zor. Fakat hepsi aynı amaç etrafında toplanmış.  İş yerini de buna benzetiyorum. Değişik karakterler, hırslar ve entrikalar. Çeşit çeşit insanlar. Uzun süredir çalışma hayatında olduğum için farklı karakterleri tanıma şansım oldu. Bu gün bunlardan bahsedeceğim. Hiyerarşinin zirvesinden en aşağıya kadar farklı profilleri anlatacağım. Evet. Madem hiyerarşi dedik önce patronlardan başlayalım. Bunları iki grupta sınıflandırıyorum. Birinci sınıfta klasik Hulusi KENTMEN benzeri babacan patronlar var. Bunlar orta sınıf eğitim görmüş, ağzı iyi laf yapan sorun çözme becerisi yüksek olduğundan kısa sürede kariyerinde zirve yapmış kişilerdir. Genellikle işçi ağzı ile konuşur ve alt kademeden geldikleri için işlerin nasıl yürütüleceğini iyi bilirler. İzin ve raporu sorun etmezler ki ben buna bayılırım. Özetleyecek olursak, bu tip patronlar insan sarrafıdır. Çevresindeki insanlar kolay kolay dağılmaz. İkinci sınıf ise Erol TAŞ tarzı katı patronlardır. Bunlarda bürokratik bir yapı vardır. Ruh halleri adeta yüzüne vurmuştur. Onlar için ast ve üst ilişkisi önemlidir. Çalışanların hep kaytardığına yönelik şüpheleri mevcuttur. Kendilerine bir sıfat ile hitap edilmesinden hoşlanırlar. Kısaca sadist kişiliğe sahip ve sevilmeyen insanlardır. Sizin patron hangi sınıfta? objektif yorumlar doğruyu bulmanızı sağlayacaktır. Çalışanlara da bakalım mı? onları da dört gruba ayırdım. İlk ve en tehlikeli sınıf dedikoducular adını verdiğim kişiler. Dedikoducuların gerçekten psikolojik sorunları vardır. İnsanları biri birine düşürmekten zevk alırlar. Yalan bu tipler için rutin bir olaydır. Bu karaktere sır verdiğiniz takdirde ertesi gün iş yerinde manşet olursunuz. Kendini övenler daha az tehlikeli olmakla beraber her işi en iyi kendisinin yaptığını iddia eder. Ben buna kıdem sendromu diyorum. Kendini övenler için işe yeni başlayanlar getir, götürcü veya dünkü çocuktur. Yenilere bilinçli yada bilinçsiz Mobbing (Yıldırma) politikası uygulalar. Üçüncü sırada nötr karakterler var. Akmaz, kokmaz ve konuşmazlar. İçe dönük kişilerdir. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı iş hayatında temel prensipleridir. Haksızlığa maruz kaldıklarında tepki göstermezler. Onlarla ilişki kurmak oldukça zordur. En iyisini en sona bıraktım. Yardımseverler. Her iş yerinde azınlıkta Olsa bulunur. Haksızlığı sevmez, yeni başlayana yol gösterir ve patron dahil herkesten saygı görür.İyi adam rolü bu kişilere yakıştırılır. Karşılaştığım kişilikleri böylece tanıtmış oldum. Başka profillerle karşılaşırsak yine yazarım. Farklı huylara sahip insanlarla aynı iş yerinde çalışmak beraberinde birçok sorunu meydana getirir. Çoğu insan anlaşamamaktan şikayetçi zaten. Kavga etsen zararlı çıkarsın, köşeye çekilirsen yalnız kalırsın. Öyle değil mi? burada uyum konusu bir adım öne çıkıyor. Herkesin yapısı farklı olsa bile ortak yönler mutlaka vardır. Hele ki aynı iş yerinde çalışıyorsak bu tür şeyleri yakalamak daha kolay olacaktır. Bunu başarmak için empati yapmak gerekiyor galiba. Herkesin huyuna gitmek değil, karşıdakinin gözünden meseleye bakmak önemli olan. Neden öyle davrandığını anlamak. Belki de diğerleriyle olan ilişkilerimizde dikkatten kaçan konu bu. Çünkü anlarsak anlaşırız. Anlaşmakta uyumu beraberinde getirir. Bunu başarabilirsek nefret edilen insanlarla bile aramızın düzelmesi şaşılacak bir durum olmaktan çıkacaktır. Ben denedim ve bazılarında sonuca ulaştım. Fakat herkeste bir şey yarayacak diye bir kural yok. İş yerindeki çalışanların hepsiyle dostluk kurmak mümkün değil. Zaten herkesin gayesi iş yerinde çapı kadar çevre yapabilmek değil mi?...
Devamını Oku

29 Kasım 2017 Çarşamba

Trend devam formasyonları

Yeni bir Teknik analiz yazısıyla karşınızdayım. Bugün Üçgen, Bayrak,Flama, Takoz, Omuz Baş Omuz, ve Ters Omuz Baş Omuz formasyonlarıyla ilgili bazı bilgileri sizlere aktarmaya çalışacağım. Önce bu formasyonların ne anlama geldiği ile ilgili birkaç cümle yazmak istiyorum. Diğer yazılarımda da bahsettiğim gibi formasyonlar fiyatların yönü hakkında bazı veriler sunar. Yukarıda isimlerini yazdığım bu formasyonlar ise grafik üzerinde bazı şekiller oluşturarak fiyatların yönün değişebileceği konusunda sinyal üretebilirler. Tabi her zaman söylediğim gibi bu sinyaller tamamen başarı sağlamaz. Dolaysıyla formasyonlar sadece referans işlevi görür. Şimdi bu formasyonları başlıklar halinde inceleyelim.

Üçgen formasyonu


 Resimde Yükselen Üçgen formasyonunu görüyoruz. Peki nasıl oluşuyor?  hemen anlatayım. Yükselen Üçgen formasyonu  adından da anlaşılacağı üzere alıcılı piyasalarda görülür. fiyat belli bir direnci geçmekte zorlanır. Resimdeki kırmızı çizgi bunu ifade etmektedir. Diğer taraftan fiyatın destek bulduğu noktalar ise bir önceki desteğin üzerindedir. Buda siyah çizgi ile rahatlıkla görülebilir. Biz burada neye göre pozisyon açmalıyız? önemli olanda bu zaten. Şöyle ki üçgenin daralıp çizilen direnç çizgisinin kırılmasıyla beraber yeşil çizgi ile gösterilen yükseklik kadar fiyatın gideceği bir çok kaynakta geçer. Burada kırmızı çizginin üzerinde kapanış işleme girmek için uygundur. Ama benim görüşüm düzeltmenin başladığı noktada pozisyon kapatmanın uygun olacağıdır. Çünkü buralarda fake (Sahte) hareketler sıkça görülür. Bu da yeni yatırımcı açısından ciddi risk teşkil eder.


 Bahsedeceğim diğer Üçgen formasyonu ise Teknik analizde Alçalan Üçgen formasyonu olarak anılmaktadır.  Daha çok satıcıların ağırlıkta olduğu piyasalarda karşımıza çıkar. Burada fiyatlar belli bir desteği kırmakta zorlanır. Ayrıca fiyatlardaki tepeler bir önceki tepenin altında olmaktadır. Görseldeki kırmızı ve siyah çizgiler yine bunu ifade eder. Aynı Yükselen Üçgen formasyonunda olduğu gibi fiyatın desteği kırmasıyla birlikte yeşil çizgi ile belirttiğim üzere fiyatta bir geri çekilme yaşanır. 


Bayrak ve Flama formasyonları


 Bu türdeki formasyon oluşumları genellikle yükseliş ve düşüş trendleri esnasında yaşanan sert hareketler sonrasında meydana gelir. Biz önce Bayrak formasyonunu ele alalım. Resimde bir yükseliş trendi mevcut. Fiyat yukarı yönlü bir atak yapmakta ve bu formasyonun sopa kısmını oluşturmakta. Bu agresif yükselişin sonunda hacmi daralan fiyat sıkışmaya başlar ve buda formasyonun bayrağını meydana getirir. Direnç kırıldığında Bayrak sopası yüksekliğinde bir yükseliş yaşanmakta. Düşüş trendlerinde de aynı mantıkla hareket edilebilir.


  Flama formasyonunu Bayrak formasyonunun bir türevi gibi düşünebilirsiniz. Aralarındaki fark ise Flama formasyonunun üçgen şeklinde olması. Yükseliş ve düşüş trendlerinde yaşanan fiyat hareketleri neticesinde sıkışan fiyat resimdeki gibi desteği kırmasıyla birlikte Flama sopası kadar bir düşüş yaşamıştır. 

Takoz formasyonları


 Takoz formasyonu Üçgen formasyonuna benzemekle birlikte daha çok bir kanal görüntüsü verir. Alçalan ve Yükselen Takoz olmak üzere iki çeşidi bulunmaktadır. Resimde alçalan Takoz formasyonunu görmektesiniz. Daha çok bir düzeltme hareketine benzese de sıkışan fiyat sert bir hareketin geleceğine işaret etmekte. Takoz formasyonunda hedef ise takozun boyu kadardır. 



 Yükselen Takoz yükseliş trendlerinin sonlarında görülür. Hacim ile fiyat arasında ters orantı söz konusudur. Resimdeki gibi yaşanan daralma neticesinde fiyatta sert bir geri çekilme yaşanmıştır. Yükselen Takozda da hedef  takoz boyu kadardır. 


Omuz-Baş-Omuz formasyonları



Bu formasyon türü yükseliş trendlerinin sonunda oluşur. Yapısı ise fiyatın hızlı bir şekilde yükselmesiyle başlar. Bu hareketin  düzeltmesi ilk omuzu oluşturur. Düzeltmenin sonunda yukarıya doğru atak yapan fiyat ilk tepenin üzerinde bir tepe meydana getirir. Buda formasyonun baş kısmını oluşturur. Yukarı yönlü hareketin geri çekilmesi genellikle ilk omuzun desteğinde son bulur. Son bir tepki yükselişi ve bunun düzeltmesi ikinci omuzu meydana getirir. Omuzların desteklerinden çizilen yatay çizgi ise boyun çizgisi olarak isimlendirilir. Boyun çizgisinin kırılmasıyla beraber baş ile boyun çizgisi arasındaki mesafe hedef olarak belirlenir. 




 Ters Omuz Baş Omuz (TOBO) düşüş trendlerinin sonlarında görülür. Oluşum şekli Omuz Baş Omuz (OBO) ile aynıdır. Boyun çizgisinin kırılmasıyla beraber baş ile boyun çizgisi arasındaki mesafe işlem hedefi olarak belirlenir. 

  Trend davam formasyonlarının bazılarını aktarmaya çalıştım. Bunlar dışında birçok formasyon türü kaynaklarda mevcut. Fakat en fazla kullanılanlar yukarıda yazdıklarım. Ayrıca şunu da eklemek istiyorum. Formasyonları grafik üzerinde yakalamak biraz zaman alabilir.  Tecrübe kazandıkça kolaylaştığını fark edeceksiniz. Son olarak formasyonlarında tamamen işlem başarısı sağlamadığını, pozisyon açarken Teknik ve Temel analiz verilerinin beraber kullanılması gerektiğini hatırlatarak yazımı bitiriyorum. Hoşçakalın.



Devamını Oku

26 Kasım 2017 Pazar

Sabırsız seni




 Bardaklar küçüldü, yarıya gelmeden taştılar. Dervişleri devşirdiler; her işin başındaydı görevden aldılar... ne bu yahu? otobüs şoförü yolcu döver, canı sıkılan biri birine söver. Herkeste bir gider. Yeter ALLAHIM yeter. Sabır kalmadı kimsede. "Sık dişini" derdi eskiler. Doğruyu söylemişler de biz bugünlerde başka bir şey sıkmakla meşgul oluyoruz. Sabır kıtlığının sebebini sormaya bile cesaret edemiyorum. Niye mi? asansörle, cep telefonuyla kavga edene bu soru sorulmaz. Sabırsızlığın birçok nedeni varda  bence her şeyden önce arpamız fazla gelmeye başladı. Meselenin özü bu. Çok kolay elde etmeye başladık istediklerimizi. Bu bizi şımartıyor. Burnumuz büyüyor, boyumuz uzuyor. Hal böyle olunca hayatta her şey istediğimiz gibi olacak sanıyoruz. Daha doğrusu beynimiz bunu böyle kabul ediyor. Aksi bir durumda hemen isyana bağlıyoruz. Sabır etmek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Oysa böyle yetişmedik. Hatırlar mısınız karne haftası gelecek hediyeleri nasılda beklerdik? ya bayramlıklar? kirlenmesin diye o güne kadar giyilmezdi. Sabır küçüklükten öğretilirdi bize. Zamanla her şey değişti. Ne sabrın adı kaldı ne elimizdekinin tadı. Her gün karşımıza çıkıyor ya "Hemen al" "Şimdi kaydol" "Tıkla gir" sabır kalmaz tabi. Kalmayınca da eşimizi, işimizi ve sevdiklerimizi en sonunda kendimizi kaybediyoruz. Yunus gibi çile haneye girme şansımız yok. Devam ettirmemiz gereken bir hayat var. Benim da sizlere bir önerim var. Saçma gelebilir belki yinede paylaşacağım. Yukarıda yazmıştım istediklerimizi çok kolay elde ediyoruz diye. Sabırlı olmak için hayatı  biraz zorlaştırsak sonuca ulaşır mıyız? telefonlardan başlayalım önce. Üç gün boyunca el sürmeyelim. Sabredebilir miyiz? yapana helal olsun. Ya en sevdiği diziden bir haftalığına vazgeçebilecek olan var mı? zor. Büyük sabır lazım. İşe otobüsle gitmek isteyenler? evin önünde arslan gibi arabayı terk edecek babayiğitler çıkar belki. Faturaları internet yerine banka şubesine giderek yatırmak nasıl olurdu. Kuyruk varsa tam bir nefis mücadelesi... aslında ne kadar  kolaymış hayatlar. Ben size zorluk çıkardım kusura bakmayın. Sabır gerektiren işler bunlar. Neyse sabırla yazının en sevdiğim yerine geldim. Sözün özü şu. İmtihan dünyasındayız sonuçta. Yaşadığımız her olayın mutlaka bir sebebi var. Bunun için yaşadıklarımızın bir sebebi mevcutsa sonucu da sabır olmalı. Akıl, sevgi, öfke ve diğer duygular gibi sabır da yaradan tarafından insana verilen güzel bir haslet. Onuda kullanmak gerek. Nede olsa sabrın sonu selamet. Kalın sağlıcakla...
Devamını Oku

23 Kasım 2017 Perşembe

Destek ve Dirençler




Destek ve Direnç kavramları bütün yatırım araçlarında vazgeçilmez bir unsur olarak karşımıza çıkar. Fiyat hareketlerinin tahmini konusunda Destek ve Dirençler önemli bir referans kaynağıdır. Bu yazıda Destek, Dirençlerin Teknik analizde nasıl kullanıldığını kapsamlı şekilde paylaşacağım.




 Öncelikle Destek nedir? bunu açıklayalım. Destek, fiyatlardaki düşüşün durmasının beklendiği noktalar olarak tanımlanabilir. Yani fiyatın aşağı geldiği son noktadır. Örnek resimde görüldüğü üzere bir düşüş trendinin sonunda fiyat kendine destek bulmuş ve yeniden yükselişe geçmiş. Ayrıca grafiğin ilerleyen bölümlerinde fiyat  desteği kırarak daha aşağıda yeni bir destek oluşturmuş ve bu  seviyeleri test etmiştir. Yeni destek şekildeki gibi iki kez denenmesine rağmen kırılmayıp fiyat yükselişe geçmiştir. Bizler Teknik analizde buna Kuvvetli Destek diyoruz. Eğer fiyat Kuvvetli Destek noktalarından tepki görmüşse alış yönlü pozisyon açmak için uygun olarak kabul edilir. Destek noktalarının kırılması ise fiyatların hızlı bir şekilde aşağıya gideceğinin sinyali olarak değerlendirilir. 




 Direnç ise fiyattaki yükselişin sonlandığı nokta olarak değerlendirilir. Direnç yükselen fiyatın tepki gördüğü yerdir. Yukarıdaki resimde görüldüğü üzere Destekte olduğu gibi Direncin belli  bir seviyeyi test ettiği ancak kıramayıp düşüşe geçtiğini görmekteyiz. Aşağıda kendine bir Destek bulan fiyat yükselerek Direnç bölgelerini yeniden test ediyor. Ancak fiyat yine bu bölgeyi geçemeyerek düşüşe geçiyor. Buna da Teknik analizde Kuvvetli Direnç denmekte. Direnç seviyelerinin kırılması durumunda fiyatın hızla yukarıya gideceği beklentisi oluşur ve alım için uygun bölgelerdir. Burada şunu belirtmeliyim. Destek ve Dirençlerde oluşan kırılma ve tepkiler sadece piyasa beklentisi oluşturur. Buralarda işleme girmek her zaman kar elde edileceği anlamına gelmez. Eğer işleme girilecekse diğer Teknik ve Temel analiz verilerinin gözden geçirilmesi gerekir. 


 Son olarak Destek, Direnç dönüşümlerinden bahsetmek istiyorum. Her Destek aynı zamanda bir Direnç; her Dirençte bir Destek olabilir. Tıpkı resimde olduğu gibi. Soldan sağa doğru grafiği inceleyelim. Bir düşüş trendinin sonunda Destek bulan fiyat belli bir yükselişin sonunda  Desteğinide kırarak daha aşağıda yeni bir Destek noktası oluşturmuş. Yeni Destek noktasında yükselişe geçen fiyatımız bir önceki Desteğin olduğu bölgede satış baskısıyla karşılaşıp düşüşe geçmiştir. Yani Destek noktası bir Direnç olarak karşımıza çıkmıştır. 



 Bu görselde de düşüşten sonra Destek bulan fiyat, yükselişin sonunda Direnç oluşturmuş, aşağı yönlü düzeltmesini tamamladıktan sonra yükselmiş Direnç bölgesini kırarak yeni bir Direnç oluşturmuştur. Fakat burada tutunamayan fiyat eski Direnç bölgesine doğru çekilmiştir. Bu da Direncin Desteğe dönüşmesine bir örnek teşkil etmekte. Özetleyecek olursak; Destek düşüşlerin, Direnç ise yükselişlerin yavaşladığı veya sonlandığı bölgeleri gösteren Teknik analiz araçlarıdır. Borsa, Foreks, Emtia, ve diğer Yatırım araçalarında farklı kullanımlarının olduğunu görsek de temel mantık aynıdır. Destek ve Dirençlerle ilgili yazacaklarım bu kadar. Bol kazançlı günlerde görüşmek üzere...









Devamını Oku